Bir gün gelecek,
çok da geç değil
bir öğleden sonrasının gün batımına yakınlığa kadar
ya da ellerinle ittiğin salıncağın yeniden sana geleceği süreden ibaret,
hani derler ya belki yarın, belki yarından da yakın,
benim hikayem de tam böyle
Bir gün gelecek,
ve ben
“Çok şükür bugüne kavuşturana” diyeceğim,
iliklerime kadar hissettiğim hafiflemenin,
aynı zamanda da çok beklemişliğin getirdiği yorgunlukla
bazensusuyorum
Kusmak,
Bir nevi yenilenme,
İçindeki acılara yer açmak gibi,
Daha fazlasını alabilmek için dışa atmak bir kısmını…
iyi bir insan,
olma!
dünya kötülüklerle örülüyorsa,
koyduğun her tuğla,
kötülüğü yüceltir.
İçimizde cam kırıkları biriktirerek büyüyoruz,
Ölüyoruz, ölüme yaklaşıyoruz mu demeliyiz belki de,
Başka hayatların hayallerini kurmanın heyecanı, bir o kadar da gerginliği ile geçiyor zaman,
Bir yaşa geliyorsun ki, artık başka hayatların sadece hayal olarak kalacağından emin oluyor insan,
İçindeki cam kırıklıklarını görmezden geliyor,
Yok sayıyor,
Mutluluğu bulduğunu sandığı en rahat anında derin bir nefes alırken, kalbinde hissettiği dayanılmaz cam kırığı batmasının etkisiyle fark ediyor, kaybettiği yanlarını…
Her bir hayal kırıklığını bir nevi mezar taşı gibi cam kırığı olarak içine gömmüş insanoğlu, çaresizliğinde boğuluyor.
Farklı bir hayat hayal ediyorum” ile başlayan cümlelerin,
Farklı bir hayat hayal ederdim”e dönüştüğü zamanlarda
Simsiyah boyanmış küçük hücresinin duvarlarını farklı renklere boyamaya çalışarak mutlu olacağını sanıyor,
Gerçek şu ki, hiçbir renk hücrene ne bir cam ekliyor ne de duvara çizdiğin kapı, seni dışarıya çıkarıyor.
Boyamayı, çizmeyi de bırakıyorsun bir süre sonra…
Anlayabilirdi belki,
dinleseydi eğer
Belki de kulakları duymaz olmuştu,
egosunun çığırtkanlığı içerisinde
Yenilmez sanıyordu kendini,
ölüme henüz çare bulunamamışken
Kazanıyordu belki,
kaybettiklerini farketmeden
Konuşuyordu durmaksınız,
hayatının anlamsızlığını örtmek için belki de
Kötü değildi aslında,
iyiliğini de yitirmemişti,
kaybettiklerini saklama uğraşıydı tüm bunlar,
kazandıklarının gölgesinde…
Gecenin çukurunda, tam da uykuya dalmanın arefesinde,
ya da her sabahın ilk ışıklarında göz kapaklarımı açma esnasında,
zihnimin ilk misafiri olurdun bir zamanlar,
hayallerim, gözlerime misafir olmanı beklemenin coşkusunu yaşardı,
Işığın her gün -aralıksız- geceye yenik düşmesi gibi ızdırap verici,
gün doğumunu beklemenin bayram sabahı heyecanı ve umudu gibiydi sana aşkım
Tekrar eden bir ızdırap ve umut…
Öyle uzun uyudun ki sevgilim
Rüyaların kendi gerçekliğine dönüşürken,
Biz gittikçe soyutlaştık sende,
Ve uyandığında,
hiçbir şey ve hiçkimse ikna edemedi seni, edemezdi de,
bu hayatın gerçekliğine…
Çakıl taşlarıyla dolu bir yolda çıplak ayakla yürümek gibi hayat. Acı çekmeyi göze almadıkça, olduğunuz yerde giderek yalnızlaşırsınız.
İnsanı yaşatan aldığı nefesten ziyade hayalleridir. Bir insan hayallerini kaybetmişse, ruhunu da yitirmiş demektir.
Kendini kandıran, üstelik bu duruma bağımlı hale gelmiş bir insana tek bir kelime bile öğretemezsiniz. Bazı dersleri hayat verir insanlara.
