Hayatta herkes, içindeki bazı boşlukları doldurmaya çalışıyor.
Ne ile doldurduğun karakterini oluşturuyor.
Acı, hüzün ya da tevazu?
Acı keder,
Hüzün mutsuzluk,
Tevazuysa mutluluk doğurur…
Hayatta herkes, içindeki bazı boşlukları doldurmaya çalışıyor.
Ne ile doldurduğun karakterini oluşturuyor.
Acı, hüzün ya da tevazu?
Acı keder,
Hüzün mutsuzluk,
Tevazuysa mutluluk doğurur…
İnsan her şeyi kendinden biliyor,
kazancına öyle sıkı bağlanıyor ki, kendi kazandı zannediyor,
kaybettiğinde öyle parçalanıyor ki, arkasındaki hayrı göremiyor,
ölüm bu dünyadaki en güzel şey, yenilenmeyi ve sürekliliği sağlıyor,
ölüm bile güzelken, hangi sıkıntı mutsuz edebilir ki insanı,
ama arkasındaki hayrı görmediği sürece her kaybı kendinden bilir insan ve kendini parçalar,
hayatta hiçbir şeye kolay sahip olunmuyor!
öncelikle cesaretinizi ortaya koymalı
içtenliğinizi eklemeli,
dürüstlükle beslemeli,
disiplinle üstüne eklemeler yapmalı
ama en önemlisi her aşamasına sevgi katmalı insan…
ne az insan bunu başarabiliyor!
Oysa ki baksanıza hiç paradan(maddiyat) bahsetmedik,
İnsan, kendi değerli doğuyor,
Değerini kullanmadan, yitirmiş şekilde ölüyor,
Ne acı bir yaşam…
Siz siz olun kendi değerinizi para ile değişmeyin…
Emin olun, ne en zor anlarınızda ne de diğer tarafa giderken size hiçbir yardımı dokunmayacak….
Geçici değişimler değil, kalıcı dönüşümler gerek bize,
O zaman hayatta bir şeylere sahip olabiliyor insan,
Yaşım ilerledikçe,
Hayat daha sert çaldıkça kapımı,
Acılarım derinleştikçe,
Susmayı öğrendim,
Sustukça içime yöneldim,
Kendimi tanımaya başladım,
Olgunlaşırken en çok susmayı öğreniyor insan,
Sessizliğin diliyle konuşmayı
İç sesiyle dansa tutuşmayı
Bazen söylemediklerinin, söylemekten daha önemli olduğunu görüyor,
Dil konuşmayı bırakınca, kalbin sesi duyulur,
Kalbe imkan tanımak lazım,
Kalpleri konuşturmak,
Gözlerin içindeki derinliğe yönelmek,
Ellerin sıcaklığında hayatın anlamını bulmak gerek,
Susmayı sevdikçe insan
Cümlelerini de kısaltır,
Eyvallah girer hayatına,
Sağlık olsunlar anlam kazanır
Olsun der bazen,
Hayırlısını diler gönülden,
O kısa cümleler ki
Nice anlatılmazı döker kalpten,
İçten bir Eyvallah!
Verilebilecek en iyi hediyedir yanında olana…
Hadi Eyvallah!
Kendine yabancıyım ben,
Hangimiz değiliz ki?
Halen günlerimizi mutsuz geçiriyorsak,
Bizi mutlu edecek çareleri ararken, kaybolmuşsak,
Aslında kendiyle yaşarken insan,
Belki de en uzak biziz kendimize!
Aslına bakarsanız tanıdığım yönlerim de yok değil,
Ama bu yönlerimi bilmem bana iyi gelmiyor ki!
Ah bu şarkıların gözü kör olsun derken boşa mı söylemiş şair?
“Ah bu şarkıları” defalarca üst üste başkası mı dinletiyor bize?
Kendimi hiç tanımamalıyım belki de,
Tanırsam sadece acı ekliyorum benliğime
Diken basıyorum yaralarıma…
Kendime yabancılığımı hissettirmeyecek,
Aramızı yapacak,
Beni bana sevdirecek biri lazım bana,
O zaman belki o şarkıların yerini gül kokuları alır,
Mutlu bir ilkbahar akşamı hayal ederim belki de,
Belkilerin içine bu kadar gömülmüşken,
Belki de bir tek sen çare olabilirsin iç seslerime….
Kendimle çelişiyorum çoğu zaman,
Aslına bakarsan bu iyi bir şey,
Kendimle konuşabiliyorum, tartışabiliyorum, yüzleşebiliyorum,
Aynanın karşısına geçip, kendine bir merhaba diyemeyen o kadar çok insan var ki…
O yüzden kendimle çelişmem mutlu ediyor beni
Konumuza gelecek olursak kim haklı? Ben mi iç sesim mi?
Bunu bilemedim hiçbir zaman, cevabı gelecek zamandaydı tüm çelişkilerimin,
Ve o zaman hemfikir oluyordu ikisi de,
Ta ki cevabı gelecekte olan bir başka çelişki düşene kadar aklıma…
Bu şarkıyı her dinlediğimde ruhum yerinden kalkıp dans etmeye başlıyor…
Yaşamadığım hayatları hissettiren şarkılardan biri bu…
Yaşamıyoruz! Yavaşça ölüyoruz….
Yaşamaksa yaz tatilindeki o şirin kız gibi,
Bir kez hissetmişsin, ansızın bitmiş ve okula, yani eve dönüş olmuştur!
Hep bir heyecan vardır içinde,
yeniden yaz gelecek ve görüşeceğiz,
sen her yaz gidersin de görmek ümidiyle, ama o bir daha gelmez oraya,
O hiçbir zaman gelmez, hiçbir zaman keyifli olmaz dondurma yemek,
ne o sahilde ne de bir başka yerde…
Konuşmakla, anlatmakla dolmuyor bazı boşluklar,
Yaşamak, yaşatmak gerek,
yaşamak, yaşatmak da yetmez,
Hissetmek, hissettirmek gerek,
En uçlarda,
Uçurumdan atlar derecede hissetmeli,
Kafası gözü yarılmalı,
Ölümü göze almalı hatta,
Olmuyorsa kolu bacağı kırılmasına izin vermeli
Konuşmakla, anlatmakla dolmuyor bazı boşluklar,
Susmalı, sessizliğin diliyle konuşmalı bazen insan
Öyle susmalı ki, o sessizlik boğmalı,
Nefesi kesilmeli,
Sessiz bir yere neden cenaze evi denir düşündünüz mü hiç?
Sessizliğin dilinden başkası anlatamaz o hisleri,
Nasıl anlatsın ki?
Dün akşam birlikte yattığın insanı, bir sonraki akşam toprağın altında yatırıyor ölüm,
Nasıl anlatılabilir ki bu acı?
Bazen, bazı acıları dolduramaz hiçbir şey,
Kabullenmek gerekir,
Boş bırakmak gerekir bazı yerleri,
Boşluğun kıymeti, dolmasından değerli olur bazen,
Acı ile beslersin o boşlukları, kıymetini korursun,
Sessizlik katarsın biraz,
Hayallerinden verir,
Umutlarından söküp boşluğa gömersin,
O boşluk onu korumak için kattığın her şeyden değerlidir…